Coldplayed..
Yaklaşık 12000 kişi Leipzig Arena'da 9 Kasım 2005 Çarşamba akşamı saat 18.00 den itibaren ayakta dikilmiş COLDPLAY'in çıkmasını bekliyor..
Biletlerin üzerindeki bilgiye göre saat 20:00 de "special guest" sahne alacak..Bilmiyoruz ama hangi alt grup bu?..
Saat 19:45..
Birisi aniden hoplaya zıplaya sahneye geliyor, mikrofona uzanıyor:
-Hi, my name's Chris, and see you later!,
diyor ve geldiği gibi gözle kaş arasında kayboluyor.
Arena'da toplanmış bir sürü COLDPLAY hayranı neye uğradığını şaşırıyor. Ağızlarımız açık, "evet, evet oydu!" , "ayy sempatikliğe baaak!" diyen ağzımız kulaklarımıza varıyor, harfler gitgide uzuyorr "ama çoook tatlııı!" diye noktayı koyuyoruz..
Saat 19.55..
O "special guest" buyuruyor sahneye..Keşke buyurmasaymış; bize Alman disko ve barlarında soluduğumz 80'ler havasını tekrardan yaşatıyor bu alt grup. Solisti olan teyze, giymiş tepeden tırnağa simsiyah fermuarlı bir streç kıyafet..Ama nasıl desem, hani kedi kadının giydiği cinsten, böyle streç pantolon ve pantolonla birleşik dik yakalı, fermuarı göğüs dekoltesini açıkta bırakacak şekilde çekilmiş bir kıyafet. Ve teyzenin saçlar sapsarı, yok sapsarı da değil böyle adi kadın saçı olur ya yanmış sarı, öyle bi sarı ve kuzu kıvırcığı..Yani bir Serpil Çakmaklı'nın o mandal tokaları eksik aksesuar olarak..Neyse bunu bırakalım, müzik de berbat!.."Huu, huuu" fln diye çığırmalar fln..
Saat 20.50..
Alt grup sahneyi terkediyor..
Yarım saat fln bekliyoruz, sahne dekoru değişiyor, teknik hazırlıklar fln..
Ve saat 21.20..

İşte geri sayım..
Chris Martin çıkıyor sahneye ve açılış Square One'la..
you just want somebody listening to what you say It doesn't matter who you are
Ardından Yellow giriyor..Hepimiz:
you know I love you so..
diye hep bir ağızdan avazımız çıktığımız kadar bağırıyoruz.
Ama bir durun hayal edin. Ortada bir piyano, Chris Martin mavi ışıklar altında kendinden geçerek
your skin, oh yeah your skin and bones
turn into something beautiful
diye Gywneth Paltrow'a yüzbinlerce kez söylediği yetmezmiş gibi yüzbinbirinci kez aşk nameleri söylüyor.
Şarkı bitince, hayranlarına dönüyor diyor ki Chris Martin:
-It's been 5 years since we last came in Leipzig..bla bla bla..
-Sorry, that I don't speak German. You know, my German is shit!
Ve gülücükler atıyor bize mahçup mahçup..
Bizim de onu yine şekerliğinden dolayı yiyesimiz geliyor..
Ardından
and birds go flying at the speed of sound
to show you how it all began
birds came flying from the underground
if you could see it then you'd understand..
Ve çılgın alkışlarımızdan sonra İngiliz aksanlı bir "Danke schön" by Chris Martin:)
Bizden de bir "Bitte schön"..
Bu arada Chris Martin bir enerjik bir enerjik..Hopluyor, zıplıyor, kendini paralıyor..Bir sahnenin öbür ucuna gidiyor, ordaki çığlıklara öpücük atıyor, bir bizim tarafa geliyor, burda tepinen duran kalabalığa sempatik hareketler yapıyor..Adam söylerken yaşıyor yani..
trying hard to speak and
fighting with my weak hand..
girmesiyle Luis'le ikimiz de "das ist mein Lieblingssonggg!" diyerek o sevinçle eşlik ettik şarkıya..

Bir de bir barkovizyon vardı ki..O kadar güzel izledik ki o dev ekrandan, COLDPLAY'in tüm elemanlarının enstrümanları çalarken ki yüz ifadelerini, mimiklerini.. Chris Martin'in piyano üzerinde danseden parmaklarını..
The Scientist'i çalarken o, yıldızlara baktık hepimiz. Aklımız ya birilerine gitti, ya da telefonun ucundan o kişiye dinlettik oh, take me back to the start satırlarını..
Hatta en önde birisi küçük bir jest yapıyım derken sevgilisine, dünyanın en büyük hediyesini vermiş oldu bilmeden..Chris Martin'in elleri uzandı o telefona, ve başladı o süper romantik sesiyle telefondaki sevgiliye solo yapmaya tell me you love me..Biz de ekrandan bu sahneyi izlerken, onun o inanılmaz tatlı hallerine mi hayran kalalım, yoksa telefondaki sevgilinin o anda nasıl bir surat ifadesiyle şarkıyı dinlediğini mi gözümüzde canlandıralım bilemedik..
Politik, God Put a Smile upon Your Face, How You See the World, White Shadows, Green Eyes, Don't Panic, Talk'tan sonra Clocks ticked!!..Chris Martin aniden "Ok, thank you for listening and bye!" diye veda etti bize sözde..
5 sn. sonra..
Koştu sahneye, oturdu piyanosunun başına ve..
you cut me down a tree
and brought it back to me..
..Kelimeler bitiyor..Çok güzeldi, çook..
In my place were lines that I couldn't change../
sing it please, please, please
sing it bitte, bitte, bitte..
diye de değiştirildi son kelimeler, Alman hayranlarını sevindircek ya..
Ve..
lights will guide you home
and ignite your bones
and I will try to fix you..
Ve gitgide yükselen bir tempo, artan bir ses ve çığlık topluluğuyla, belki de kimilerinde gözyaşlarıyla..
tears stream down on your face
and I..
Ve..
arkasından ona yaklaşan kamerayı farkedince Chris Martin, bize şirinlik yaparak veda etmeli ya sahneye,
kameramana doğru yaklaşıyor, ekranda yüzü büyüyor,
o daha da yaklaşıyor, ekranda kocaman gözleri parlıyor,
daha da yaklaşıyor ve gülümseyişi..




