PRAHA


21-22-23-24 Ekim'de Prag'taydık..
Ben bu şehri nasıl anlatsam diye düşünüp duruyorum ama kelimeleri bulamıyorum..
Prag köprüleriyle, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla, kanallarıyla, Barok çizgisindeki kiliseleriyle, Yahudi mahallesindeki sinagoglarıyla, kalesiyle, sokak sanatçılarıyla, mini etkeli Çek kızları ve yakışıklı erkekleriyle, yer altındaki restoranlarıyla, gri puslu havasıyla, gözleri durmadan keşfedicek yeni şeyler arayan turistleriyle ve gece olunca parıl parıl parlayan caddeleriyle rüya gibi bir şehir gerçekten..

Önce yolculuğumuzdan başlıyım diyorum..
Prag gezisini düzenleyen WILMA adlı Leipzig Üniversitesi'ndeki Erasmus öğrencilerine kucak açan bir klüptü..Bu WILMA, 20 alman öğrenciden oluşuyor. Bu 20 genç kendilerini yabancı öğrencilere adamışlar adeta..Neredeyse her haftasonu bir yere gezi düzenliyorlar, her haftaiçi bir gün Stammtisch denilen bir olayları var..Bu Stammtisch'lerde öğrenciler bir barda toplanıp sohbet ediyorlar, geyik yapıyorlar, dansediyolar. Ama her ay başka bir barda..Amaç, Leipzig'in gece hayatını tanımak:)) Ucuza bisiklet kiralıyorlar, kısacası birçok şeyde destek oluyorlar öğrencilere..
Neyse, WILMA'dan iki çocuk eşliğinde toplam elli kişi 21 Ekim Cuma günü sabah 8 de otobüsle Prag'a doğru yola çıktık. Gezi rehberlerimiz Christian ve Holger çok kafa çocuklardı cidden. Bir de Christian amcamız tatlı ve hoştu, ona da sonra değincez zaten:) Sınıra yaklaşık 3 saat sonra vardık. Tabi biz Türk olduğumuzdan pasaportlarımız alındı, bi 20 dk kadar incelendi. Üzerimizde insanların bizim yüzünden beklemiş olmasının stresi vardı, ama sonra öğrendik ki, Litvanya ve Romanya'lı birkaç kişinin de pasaportlarını almış polis. Neyse zaten bizimkiler yeşil pasaport birşey diyemezler ve demediler de zaten.
Veee Çek Cumhuriyetindeyiz artık.

Resmi dili: Çekçe
Para Birimi: Çek Kronu ( 1€ = 30 CZK )
Başkent: Prag
Nüfusu:10,25 milyon
Sınırdan içeri girdikten sonra bir kasabadan geçtik. Sokaklarda, köşe başlarında, mağazaların önünde telekızlar ve fahişeler minicik etekleriyle piyasa yapıyorlar ama sokakta insan yok sanki sadece kızlar yaşıyor o kasabada..Zaten gece dönüşümüz ayrı bir alemdi ordan..
Neyse Prag'a geldiiikk..
Hava puslu, binalar gri..Ne yalan söyliyim ilk bakışta şehir kendini pek satamadı bize..Bir depresiflik var, II.Dünya Savaşı'ndan kalma bir hal, bir darmadağınlık..Nerde insanların aşık olduğu Prag?
Önce Hostel'ımıza yerleştik. Hostel, tüm bu Interrailcilerin, Backpackerların takıldığı 6-7 yataklı odalardan oluşan küçük bir yer..Zaten bize ne konforundan, nasıl olsa yatmadan yatmaya gelcez dimi?:)
Prag, coğrafi olarak düz bir şehir değil..Ortasından geçen Moldau nehri birçok köprüsüyle günün her saatinde insanlara muhteşem bir görüntü sunuyor. Özellikle nehrin batısında bulunan tepeye çıkılınca gördüğünüz manzara anlatılmaz, yaşanır..Fotoğraftan küçük bir fikir edinebilirsiniz.

İşte bu bahsettiğim köprülerden en ünlüsü, Gotik mimarinin en güzel örneği, 14.yy da inşa edilmiş, zamanında kralların taç giyme törenine ev sahipliği yapmış Karlsbrücke..Üzerinde birçok sokak çalgıcısının kulağımızın pasını sildiği, ressamların Prag ta
blolarınu çizdikleri ve turistlerin beğenisine sundukları, çeşitli dansçıların hoplayıp zıpladıkları ve aşıkların öpüştükleri bir yer burası..(Evet sinir olduk itiraf ediyoruz herkes sevgilisini öpücüklere boğuyordu:))
Bir de bu köprünün doğu tarafına doğru yürüyünce karşımıza çıkan bir meydan var ki, burası Altstadt denilen yerin kalbi..Kendisi, birçok sokak kahvesi ve barlarıyla, çeşitli hediyelik eşya dükkanlarıyla, galerileriyle, faytonlarıyla ve hatta 24 saat açık olan döviz bürolarıyla turistlerin gözde mekanı..
Bir de burdan 300 metre fln ileride de Franz Kafka'nın doğduğu ev var..Öğrendim ki Kafka hayatı boyunca-Berlin'de bulunduğu birka
ç ay hariç- o mahalle(büyüklük olarak 1 km2 fln) dışında bir yere çıkmamış..Çok ilginç değil mi?
Her şehrin mutlaka bir kalesi olur da Prag'ın olmazmı? Prager Burg denilen kaleye 2.gün çıktık..Bütün günümüzü oraya ayırdık nerdeyse..Çünkü 3 tane alandan oluşuyor ve etrafı da turistler için çok ilgi çekici bir mekana çevrilmiş, yani gez gez, bak bak bitmiyor. Japonlar da bol bol fotoğraf çekiyor tabi.. Zaten gece ayrı bir görüntüsü var kalenin böyle ışıl ışıl heybetli birşey...

Wenzelsplatz denilen yer ise ,750 metre uzunluğunda, yürü yürü en sonunda zafere vardığımız, şehrin kültür ve alışveriş merkezi..Zafer de devasa büyüklüğünde National Museum denilen milli müzesi Prag'ın..Caddede bildiğiniz en ünlü markaların mağazaları, en ünlü cafeler ve restoranlar, gece klüpleri, sinema ve tiyatrolar bulunuyor. Bir detay daha: Eskiden çoook eskiden burda atlar satışa çıkarılırmış..Yani at pazarıymış bu meydan..
Tabi bu kadar güzel ve tarihi yer gördükten sonra, Prag hakkındaki ilk düşüncelerimizden utandık..En doğrusunu üçüncü paragrafta yazmışım zaten..
Şehrin böyle görülmeye değer yerlerini gezmek dışında biz naaptık peki?
Fumer Comme Un Turc/ Fumare Comé Un Turco... Hergün ayrı bir restoranda yemek yedik..E bütçe ayırmıştık brz:) Prag'daki restoranlar ne alakaysa hep yer altında ve gotik mekanlardı (ya da tesadüfen biz öyle yerler seçmişiz) . Şehir en baştan gotik zaten..Hatta bir gece kendimizi fazla mı kaptırmışız sohbete ne, başladık Türk şarkıları söylemeye, böyle eller havada misali..İtalyan ve Fransız arkadaşlar da katıldı bize..Böyle pek bi eğlendik yani..O gece bir de şöyle bir şey öğrendik.. İtalya'da ve Fransa'da bir insan çok fazla sigara içiyorsa, ona "Türk gibi sigara içiyorsun, ciğerlerine yazık" derlermiş..Ne alakaaaaa?? Çünkü Osmanlılar zamanından kalma bir benzetmeymiş bu, nargile fln hani:)
Cumartesi gecesi Prag'ın en ünlü diskosuna gittik..Ama ismini hatırlamıyorum:) Bööyle 4 katlı her katında ayrı
müzik çalan, tıklım tıklım, insanların manyakça dansettiği, kendinden geçtiği ama müziğin yine de 90lardan ilerisine geçemediği bir yer..Bütün gece Queen, Bryan Adams, Sting çaldı..Hatta bi ara Lambada çaldı da kendimizi ilkokul çağlarımızda buluverdik..Ne şarkıydı beee:) Hele biri vardı ki, o şişenin dibine vurmuştu ateşi de başına..Amcam çıktı dans pistine, başladı soyunmaya..Tişört çıktı, kemer çözüldü, pantolonun düğmeleri de çözüldü..Eee şimdi napcaksın peki? Hızını alamadı..O pantolon indi kasıklara kadar..En son baktığımızda amcam bi kızla gayet nü bir şekilde dansetmekteydi:)
Son gün de klasik.. Hediyelik eşya aranmaları ve son şehir turu..Hani çok gezip görmüş insanların evlerinde bir duvarları hep o şehirlerden hatıralarla doludur yaa..Hani ya böyle bi tabak olur ortasında şehrin bir resmi..Ya da bir bayrak olur küçük üçgen olcak ama:) İşte ben de özendim aldım bir tabak..Annecim koysun büfesine:P Hehehe..
Hmm bir de şey var..Bizim bu WILMA-boy Christian.. Biz ne farkettik biliyomusunuz? Bu Alman milleti, çok güzel RESTAURANT ve RENAISSENCE diyor. Ama Fransızlar böyle güzel diyemiyor..Ne iş? İşte bu Christian amca da böyle süper telaffuz ediyor bu kelimeleri..Biz de gittik söyledik bunu kendisine, çocuk aldı tabi msgı..Bundan sonra her konuşmasında bu kelimelerin geçmesine özen gösterdi..Hele hele topluluğa konuşurken, hani bir caddeyi anlatıcak mesela, "çok ünlü restoranlar var" diycek, o kelimeyi söylüyor sonra bize göz kırpıyor, hehe biz de salak sevindirik Türkler olarak sırıtıyorduk..Ya da "bu kale rönesans zamanından kalma" diycek, hemen bir bakış fırlatmalar bize, bizim yüzümüzde de mutluluğun resmi:)
Başka başkaaaa..Aklıma birşey gelmiyor artıkın..
Bir dk bir dk..Olmaz mı..O hani bizi şehrin girişindeki kasabada selamlayan hatunlar vardı ya, onlar dönüşte de bizi çok güzel bir şekilde uğurladılar..Hatunlar bu sefer yol kenarlarındaki gece klüplerinde camların önünde yanar döner mor ışıkların altında striptiz yapıyorlardı gelen geçen otobüslere yolculara arabalara..Biz de böylece kahkahalar içinde keyifli bir şekilde veda ediyorduk çek cumhuriyetine..
Ben de günlüğüme..


11 Comments:
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
PRAG'a bir sonbahar kafkanın hatrına gideceğim elbet.
almanyada mı yoksa türkiyede mi yaşıyorsun çözemedim bu arada.
hem yeşil pasaportu nereden buldun sen? :)
şu anda almanyadayım erasmus için..normalde türkiye..yeşil pass da baba ve anne yadigarı:)
senemcim çok şekersin ama oralarda yaşadıklarının turist gezisinden öteye geçmesini umuyorum mesela şöyle yakışıklı bir italyan delikanlısıyla aşk yaşamanı falan isterim :) mucks
hehehe:) onu ben de isterim canim..ama burda birak yakisikliyi, italyan delikanli yok..hepsi hans ve ciiykin:P ya da ben beceriksizim:)
selam!
samimi bir sekilde olan yazinizi okudum ben daha 3 gun oldu geleli prag`dan ve simdi berlindeyim. hala isinamadim ama pragda o kadar cok yer varki gezecek hep disarda kaldim ve gezdim.. sanirim gormedigim yerler kaldi.. bahane edip yine gidecem..
yaw bende pragta üni okumaya gidicem ocak30'da o yüzden bakınıorum öle yazınıza denk geldim sanırım pişman olmicam gibi =) bu arada orda okuyan yada gidicek olan birisi varsa lütfen bana ulaşsın rt-cs@hotmail.com...
Yorum Gönder
<< Home